Almanca neden diğer Avrupa dillerinden çok daha farklıdır?

Bir Avrupa Dili olarak Almanca Nasıl Bu Kadar Farklı?

Dil, hem toplumu hem de bireyi oluşturan en temel unsurlardan birisidir. Bireyin iç dünyasını dışa vurmasında etkin rol üstlendiği kadar aynı topraklarda yaşayan halkın birbiriyle olan iletişimini de dil sağlar. Her ne kadar soyut bir kavram gibi görünse de aslında bir insan ya da bitki gibi canlılık özellikleri gösterir. Örneğin en az iki insan arasındaki iletişimi sağladığında doğar, diğer insanlar arasında yayıldıkça ve farklı kişisel özellikler edindikçe büyür, kimse tarafında konuşulmadığında ise ölür. Şu zamana kadar dünya üzerinde on binlerce dil yaşamıştır ve hepsinin de kendine ait kökenleri, kuralları ve lehçeleri vardır. Peki ya gerek tınısının yoruculuğu gerekse dilbilgisinin zorluğu nedeniyle kaba ve sevimsiz bir dil olarak tanınan Almancanın kökeni, gelişimi ve günümüze gelişi hakkında düşünürsek bizi aslında neler bekler?

 

Almanca’nın Kökeni Nereye Varıyor?

Almanca (Almancadaki adı: Deutsch) ya da eskimiş Nemçece, kökenine göre 5’e ayrılmış dil ailelerinden Hint – Avrupa ailesinin Avrupa Dillerine ait Cermen kolunun iki dilinden birisidir. (Diğeri: İngilizce) Almanya başta olmak üzere Avusturya, Belçika (Fransızca ve Felemenkçe ile birlikte), Lihtenştayn, Lüksemburg (Lüksemburgca ve Fransızca ile birlikte), İsviçre (Fransızca, İtalyanca ve Romansça ile birlikte) ve Avrupa Birliği resmi dilidir. Dünya üzerinde 38 ülkede yaklaşık 130 milyon kişi tarafından konuşulur. Konuşulduğu ülkelere göre de farklı lehçelere sahiptir. Bunların en bilinenleri Almanya, Avusturya ve İsviçre’de (Switzertütsch) konuşulanlardır. Üç ülke de kendi standart Almancasına sahiptir fakat Almancayı yabancı dil olarak öğrenen insanlar Yüksek Almanca (Hochdeutsch) kabul edilen Almanya Standart Almancasını öğrenir. Dilbilgisi kuralları ve resmi yazı dilinde de Almanya Almancası baz alınır.

Avusturya Standart Almancası telaffuz açısından Almanya Almancasından daha sert ve daha düzdür. Ayrıca birçok sözcük de Almanya Almancasındaki karşılığından oldukça farklıdır. Örneğin standart Almancada kayısı sözcüğü ‘die Aprikose’ iken Avusturya Almancasında ‘die Marille’ olarak kullanılır. Bu ve benzeri farklılıklardan ötürü Avusturya, Avrupa Birliği üyesi olmaya hazırlanırken kendi standart Almancasının da AB resmi dillerinden birisi olmasını talep etmiş ve bu isteği kabul edilmiştir.

Bu üç standart Almancadan anlaşılması en zor olanı ise İsviçre Standart Almancasıdır. Hem telaffuz hem de kelime çeşitliliği açısından diğer iki standart Almancadan oldukça farklıdır. İsviçre dışında Lihtenştayn’da da konuşulur. Diğer iki ülkenin standart Almancalarını rahatlıkla anlarlar. Almanlar ve Avusturyalılar tarafından ise bu lehçenin anlaşılması güçtür çünkü telaffuz ve kelime olarak İsviçre’nin diğer resmi dillerinden olan Fransızca ve İtalyanca ile etkileşim halindedir. Örneğin İsviçreliler teşekkür ederken ‘merci vielmal’ şeklinde Fransızca ve Almanca karışımı bir tabir kullanırlar.

Almanca’nın Filolojik İncelemesi

Filolojik açıdan ise Almanca lehçeleri Yukarı Almanca ve Aşağı Almanca olarak ikiye ayrılır. Aşağı Almanca (Plattdütsch) Almanya’nın Kuzeyinde ve Hollanda’nın Batısında konuşulur. Eski Saksoncadan türemiştir. İngilizce ile dilbilgisi ve ses sistemi açısından büyük benzerliklere sahiptir. Örneğin standart Almanca ’da oturmak olan ‘sitzen’ kelimesinin karşılığı ‘sitten’ dir. İngilizcedeki oturmak yani ‘to sit’ ile aynı kökü paylaşırlar. Başka bir örnek olarak su kelimesi de gösterilebilir. Standart Almancada ‘wasser’ olan kelime bu lehçede ‘water’ şeklindedir ve İngilizce karşılığı da aynıdır.

Yukarı Almanca lehçesi ise Almanya’nın Bavyera bölgesinde, Avusturya’da Yukarı Saksonya bölgesinde ve İsviçre’de konuşulur. Özellikle mutfak terimlerinde (yemek, sebze vs. isimleri) standart Almancadan farklı kelimeler kullanılır.

Bu denli çeşitlilik kazanmış, özellikle Avrupa’da yayılmayı başarmış ve birçok insan tarafından konuşulan bu dilin kökeni nereden gelmiş, bugününe ulaşana kadar hangi yollardan geçmiş merak edersek de işin ucunda İndo – German halkını görürüz. İngiliz arkeolog Colin Renfrew tarafından Anadolulu olduğu öne sürülen İndo – German halkı, Avrupa topraklarına ayak bastığı zaman beraberinde Almanca dilinin ilk tohumlarını da getirmiştir. Önceleri yalnızca köy dili olan Almanca zamanla şekillenmiş ve yazıya dökülmüştür. Böylece gelişimi gözlemlenebilir bir hal almıştır.

Eğer Almancayı ilerleme açısından üç döneme ayırırsak bunlar Eski Yüksek Almanca (Althochdeutsch), Orta Yüksek Almanca (Mittelhochdeutsch) ve Modern Yüksek Almanca (Neuhochdeutsh) olur. Eski Yüksek Almanca dönemine ait ilk yazılı örnek dağılmış halde ele geçen 750 yılına ait Elder Futhark Yazıtları olarak kabul edilir. Yazıtlardan yola çıkılarak o dönemde standart bir Almancanın oluşmadığı, yerel ağzın yazı ve konuşmada kullanıldığı sonucuna ulaşılabilir. Ayrıca günümüz standart Almancasına benzer kelimelere de rastlanılır. Örneğin yapmak manasına gelen ‘machen’ fiilinin Eski Almancada ‘machôn’ şeklinde kullanıldığı görülmüştür.

Orta Yüksek Almancanın temelleri ise Kutsal Roma İmparatorluğu ile birlikte atılmıştır. Daha çok Orta Çağ’da konuşulmuş ve dil birçok açıdan çeşitlilik kazanmıştır. Başbakanlık ve hükümet gibi devlet mevkilerinde kullanılmış ve böylece resmiyet kazanmıştır.

Reform hareketlerinin önderi Martin Luther 1522’de Yeni Ahit’i ve 1534’te Eski Ahit’i parça parça Almancaya çevirerek aynı zamanda Erken Modern Yüksek Almanca döneminin başlamasına da katkıda bulunmuştur. Çeviri yaparken oldukça anlaşılır bir dil kullanarak İncil’in mesajını tüm Almanlara yaymak istemiştir. Önceleri Roma Katolikleri bu durumu kabullenmeyip çevirileri Katolik Kilisesi diline uyarlamaya çalışsalar da elde ettikleri sonucun Protestan Almancası ile çok farklı olmadığını görünce bu gayelerinden vazgeçmişlerdir.

19’uncu yüzyılın ortalarından itibaren Budapeşte, Prag, Ljubljana, Bratislava, Zagreb gibi Orta Avrupa şehirlerinin Almanlaşması ile birlikte Modern Yüksek Almanca yazı dilinden çıkmış ve günümüzdeki haline doğru yol almaya başlamıştır.

1852 – 1860 yılları arasında Grimm Kardeşler ’in yayınladıkları ilk Almanca sözlük halen daha dilin en kapsamlı kelime kılavuzu kabul edilmektedir. Sonrasında 1880 yılında Almanca dil bilgisi ve yazım kurallarını içeren Duden El Kitabı da Modern Almancaya ışık tutan ve Almancanın gelişimine katkıda bulunan en büyük kaynaklardandır. Bu iki önemli filolojik eserden yola çıkılarak 1901 yılında bilindik Almanca kuralları ilan edilmiştir. 1996 yılına kadar kabul gören kurallar, bu yılda yapılan imla reformu ile değişikliğe uğramaya başlamış fakat halk arasında da büyük tartışmalara sebebiyet vermiştir. Dilin ülke kültürünün en değerli hazinesi olduğunu ve bu nedenle değişime açık olmadığını savunan bazı eyalet parlamentoları imla reformunu kabule karşı çıkmıştır. Bu konuda 10 yıl boyunca serbest davranan Federal Parlamento, 2006 yılında yeni imla kurallarını tüm okullara zorunlu ders olarak koymuş ve Almanca her açıdan günümüzdeki halini almıştır.

Bir cevap yazın